Susunca içine gömülünce öyle durunca sessizligin hayata isyan edinişin nedenlerini kendine sorunca bir sana kalınca kendinle belkide o zaman hüznün rengi turuncu oluyordur...yada koşunca hızlı ve istekli yürümeye inat yakalamak istercesine yaklaştıkca yeniden hızlanınca o anda hayat gri duruyordur....ağlamaklı olunca yanagında tuzlu sıvıyı dudaklarında eritince gözyaşlarını içine dökünce sözlerinin bogazda dügümlendiginde akan yaşları hissedince pembe oluyordur hersey....sımsıkı içten kavuşmak istercine sarılınca içine gömecekmiş onunla bütün olacakmışcasına içten sarınca bedenini o an kırmızı kokuyordur hayat...sevince heycanlanınca sacmalayınca onu görünce ruhunun titremisini hissedince ilk sevişmelerinin hazzını içine bırakınca o an yeşil kokuyordur hayat...ayrılıklar sonrası yanlızlıgını omzuna yükleyince özlemek ile karmaşık hasrete dalınca uzaklardaki o gökyüzü gibi kokunca bulut hissedince bedenini iste o zaman siyah dır hayat....yakından kayan yıldızını topraga verince dilindeki isyan sözlerini haykırınca ve nedensiz ölümlerin içini acıttıgını hissedince o an beyaz dır hayat....hayatını yaşamaya deger kılınca yokuşu bir solukta inişi ise yavaş yapınca rüzgara yüzünü dönünce kaybetmelerin kazanmak kadar degerini bilince her tren sen olunca gecenin içinde gece mavisini yakalayınca hayatın adı mavi ölümdür.....
yazı harika bunu en kısa zamanda bloğumda yayınlayacağım teşekkürler