nur damlacıkları olup fışkıran dualar ulaşabilir.
Yüreklerin sevdalı ateşleri yansır maviye;
bazen âşıkların dinmeyen yaralarından
süzülen kanlı gözyaşıdır…
Bazen de yaktıkça yakan sevdanın ateşi
yanardağlar gibi korlarını püskürtür.
Mavi, mavi değildir artık.
Ateş ve kan ona kırmızıyı götürmüş,
o artık mor olmuştur.
Ve aşkı bilemeyenler gökyüzünü
hep mavi görmeye devam etmişlerdir…
Mor gizemlidir.
Sanki uçsuz bucaksız ummanlar
gibi derin ve her aşığın yüreğindeki “ah” kadar manâlı…
Her manâ ayrı bir sevda ve
her sevda ayrı bir aşkın hikâyesidir.
Yeşilin aşkı ise bunlardan sadece
bir tanesi fakat en güzeli,
belki de en kıymetlisidir…
Tıpkı ruh ve kalp gibi.
Mavi ruhtur, yani özdür.
Kırmızı ise yürektir,
yani sevgi mekânıdır.
Sevendir.
İnsan olup bir vücuda girdiklerinde,
ikisi de o bedene kendisinin hükmettiğini düşünür.
Birisi “düşünce” der, “ahlak” der,
diğeri “duyguları olmazsa insan yaşayamaz” der.
.